Cumhuriyet’in ilanı, savaş yorgunu Anadolu’da öyle bir heyecan yarattı ki, Çanakkale, Hicaz ve Yemen, Suriye-Filistin, Irak, Romanya-Makedonya-Galiçya ve Kafkas cephelerinde şehit düşen dedeler, babalar, ağabeyler, kardeşler, analar, bacılar yüreklere gömülüp, gelecek nesiller için kollar sıvandı. Arada elbette Batı’nın beslediği satılık hainler de vardı. Ancak tüm sinsi faaliyetleri, demirden yumruk olmuş halkın gücü karşısında etkisiz kalıyordu. “Halk” kavramı, kadını-erkeği, köylüyü-kentliyi, okumuşunu-mektep görmemişini, varsılını-yoksulunu kapsıyordu ama müzisyeni ve din adamı da halkın birer parçasıydı… Müzisyen ve din adamını birlikte anmamızın nedeni, adını duymuş olsalar da, değerli okurlarımıza Celal Güzelses’i tanıtmak. Türkçe ezan, devletin en güçlü olduğu Ankara ve İstanbul’da bile muhalefetle karşılaşırken, Diyarbakır’da onsekiz yıl boyunca düzenli olarak okunmasında rolü olan Ulucami müezzini ve aynı zamanda tarikat şeyhi, sazende, hanende ve bestekâr olan Güzelses; namıdiğer “Şark Bülbülü…”














