Bu ülkede,yıllardır büyük bir ciddiyetsizlik, sahte bir
demokratlık, vıcık vıcık bir halk dalkavukluğu sürer gider,
vardığım sonuç şu:
-Bu ülkenin aydınları, siyasetçileri, yazarları, işadamları
insanı çıldırtır!
Bu ne iki yüzlülüktür, bu nasıl bir sahteciliktir, bu
ne türden bir omurgasızlıktır anlayamıyorum… Geçmişten
bugüne köşelerinde dalkavukluğu yücelten, gelene ağam,
gidene paşam diyen kalem erbabının sıkı bir “demokrat”
kesilmesine mi yansam, olmayan demokrasinin
kurumlarının sözcülüğüne soyunanların zavallılığına mı
üzülsem bilemiyorum!..
Lafı hiç kıvırmadan, iki yüzlülük batağına saplanmadan
şu saptamayı yapalım artık; Türkiye’de demokrasi yoktur!
Ve de hiç olmamıştır!.. 1950’den beri oynadığımız, yalnızca
bir demokrasi oyunudur!..
-Gerçek çok acı, ama maalesef böyle!..
Son 75 yılımız demokrasi diye diye demokrasinin
ahlaksızca tecavüze uğradığı yıllar olarak geçti tarihe…
Demokrasinin olmazsa olmaz ön koşulu olan yerel
yönetimler dahi, demokrasiyi katleden başlıca unsurlar
oldu. Demokrasi bu halka yalnızca zamanı geldiğinde
egemenlerin gösterdiği partilere ve yine onların seçtiği
kişilere oy vermek olarak öğretildi. Hırsızlık, yolsuzluk, oy
avcılığı, dışa bağımlılık, onursuzluk demokrasinin gerekleri
olarak sunuldu.














