"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir."

Özgürlük ve Bağımsızlık Benim Karakterimdir.

YAZILAR

Cumhuriyetin İlk Yılları ve Vergi | Ozan Bingöl | 5. Sayı

"Kalemimiz vicdanımız, satırlarımız direniştir."

Ana Sayfa › Yazılar › Detay
Picture of Ozan Bingöl

Ozan Bingöl

Cumhuriyetin İlk Yılları ve Vergi | Ozan Bingöl | 5. Sayı

CUMHURİYETİN İLK YILLARI VE VERGİ

Vergi, devletin veya devletten aldığı yetkiye dayanan kamu tüzel kişilerinin kamusal faaliyetlerin gerektirdiği harcamaları karşılamak ya da kamusal görevlerinin gereklerini yerine getirmek amacıyla ekonomik birimlerden kanunla öngörülen esaslara uymak kaydıyla ve hukuki cebir altında, özel bir karşılık belirtmeksizin ve geri vermemek üzere aldığı parasal tutardır.

Çocukların ağlayarak doğması gibi, devletler de vergi ile doğar. Devlet demek; ortak ihtiyaçların karşılanması, ortak giderler ve bu ortak giderler için katkıda bulunmak demektir. Tabii bu katkı devletin meşru güç kullanma tekeliyle hukuki cebir altında gerçekleşir.

Ordu, devlet kurumları, adalet, kamu hizmetleri için devletin gelire ihtiyacı vardır. Eski dönemlerdeki savaş ve ganimet geleneği ile bir yere kadar az vergili devlet hayatı mümkün olsa da, bu durum uzun sürmez. Devletin sağlam, sürekli ve istikrarlı gelir kaynaklarına sahip olması gerekir ki; bu da temelde vergilerdir.

Devletlerin vergiyle doğduğu hususu Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunda da geçerlidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda 1 numaralı kanununun “Ağnam-ı Resmiyye Kanunu” adında bir vergi kanunu olması tesadüf değildir. Ağnam, koyun anlamına geliyor. Ancak vergi literatürü kapsamında bir tür “Küçükbaş Hayvan Vergisi” anlamına geliyor. Diğer devletlerde olduğu gibi, Türkiye’nin temelleri atılırken de vergi ile doğan bir devletle karşı karşıyayız.

Kısaca vergi, devlet olgusu ile birlikte vardır ve onun ayrılmaz bir parçasıdır. Eski çağlardan günümüze kadar vergi hep vardı ve var olmaya devam edecektir.

Sorun veya sorgulanması gereken; bizatihi verginin varlığı değildir, verginin neyin üzerinden, kimden, hangi ölçülerle ve hangi yöntemlerle alındığıdır. Toplanan vergilerin, nerelere, kimlere ve nasıl harcandığıdır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, mali disipline önem verilmiştir. 1924-1933 döneminde bütçe denkliğine büyük önem verilmiştir. Toplanan vergiyle yapılan harcamalar arasında uyum gözetilmiştir. İkinci Dünya Savaşı Döneminde 1939 yılı hariç bütçe açık vermemiştir.

Çoğu yılda bütçe fazlası verecek şekilde harcama disiplini sağlandığı için vatandaşın üzerindeki vergi yükü azaltılabilmiştir. Örneğin Cumhuriyetin ilk yıllarına gittiğimizde görüyoruz ki o dönemde ve o zor şartlara rağmen yönetim bazı vergilerden vazgeçebilmiştir.

Hatta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk kurulduğu günden bu yana ekonomik açıdan yeniden yapılandırılması zorunluluğu aşikardır. Atatürk de özellikle tarımsal problemlerin çözümü için önemli ölçüde hassasiyet göstermiştir. Atatürk’ün TBMM’nin üçüncü yasama yılının açılış konuşmasında da dile getirdiği sözlerinden bu hassasiyeti daha iyi anlaşılmaktadır. “Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üreticisi olan köylüdür. O halde herkesten çok bolluk, mutluluk ve varlığa hak kazanan ve buna layık olan köylüdür. Bundan dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin ekonomik politikası bu önemli amacının sağlanmasına yöneliktir” demiştir. Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu talebi İzmir İktisat Kongresi’nde gündeme getirilmiş ve sonuçta aşar vergisinin kaldırılması, yerine de daha adil bir vergi konulması için hükümete öneride bulunulması kararlaştırılmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar yürürlükte kalan ve o dönemde toplam vergi gelirlerinin %25’ine yakınını oluşturan aşar vergisi her şeye rağmen 17 Şubat 1925 Salı günü, Meclis’in 58. İçtimasında, 552 sayılı “Aşarın İlgasıyla Yerine İkame Edilecek Vergi Hakkında Kanun” ile kaldırılmıştır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 01.11.1936 yılı Meclis açılışında yaptığı bir konuşma aslında Cumhuriyetin ve dolayısıyla da Atatürk’ün vergi politikalarının özeti niteliğindedir. İşte o konuşmadan bir kesit;

“Maliyemiz, sizleri sevindirecek biçimde olumlu ve verimli bir durum göstermektedir. Dengeli gidişe özel önem veren Büyük Meclis, her yıl gelirini fazlası ile sağlamayı başarmaktadır. Bu yıl da gelirin umulduğu gibi gerçekleşeceğine güveniyorum. Hayatı ucuzlatmak gerektikçe, vergileri indirmek politikasını sürdüreceğiz. Tuz, şeker, çimento, hayvan vergilerinde iki yıl içinde yaptığımız cesur indirimler, her bakımdan yararlı olmuştur.

Bu yıl hem ilk ihtiyaçlardan hem önemli güç araçlarından olan petrol ve türevleri üzerindeki vergilerden büyük oranda indirim yapmayı başarmanızı dilerim.”

Bütçe açıklarının konuşulduğu bugünlerde özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarını ve Atatürk’ün maliye politikalarının önemini böylece bir kez daha hatırlamış oluyoruz. Savaştan çıkmış bir ulusun her kuruşu en verimli bir şekilde kullanılmıştır. Ülkenin dört bir yanı demir ağlarla örülmüştür. Bugün sata sata bitiremedikleri sanayi kuruluşlarına yatırım yapılmıştır. En önemli vergi yükü milletin sırtından alınmıştır. Bütün bunlara karşın bütçe fazla vermiştir. Atatürk maliye alanında bize şu dersi vermiştir; mesele çok vergi toplamak değil; milletin alın teriyle verdiği vergilere en verimli şekilde kullanmak, israf etmemek, yolsuzluğa ve usulsüzlüğü izin vermemektir. Meselenin   Özellikle “Denk Bütçe Düzgün Ödeme” ilkesinin benimsenmesi, vergi yükünün düşürülme çabası, gelir dağılımı adaletinin önemsenmesi gibi uygulamaların da aynı doğrultuda gerçekleşmiş olması tartışmasız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün duyarlı ve dikkatli bir maliye politikasına ilişkin direktiflerinin de bir sonucudur.

Her yıl trilyonlarca liralık bütçe açıklarının verildiği ortamda, Atatürk’ün maliye ve vergi politikası uygulamalarının yol göstericiliğine ne kadar da muhtaç olduğumuz ortadadır.

Devamını Okumak İçin Dergimizi Satın alabilirsiniz

"Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir milletin muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedef-i mukadderatı üzerinde yürümesinde, en büyük kuvvet gazetecilerdir."

— MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
DERGİDEN

Diğer Yazılar

Dergimizde yayınlanan yazılardan seçmeler

ATATÜRK’ÜN SON HASTALIĞI

Madem ki Mustafa Kemal Atatürk kendi sağlığının Türk hekimlerine emanet edilmesini istemiş, bugün, Askeri Tababetin kuruluşundan 198 yıl sonra, Atatürk’ ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ nin

Devamını Oku »

ATATÜRK DÖNEMİNDE LAİKLİK

Laiklik kısaca aklın özgürleşmesidir. Aklı eleştirel, sorgulayıcı yönde kullanmasına izin vermeyen her türlü etkenden özgürleşmesidir. Laiklik, devlet, siyaset, hukuk, eğitim gibi işlerin dine göre düzenlenmemesi,

Devamını Oku »

Aydınlık Yolundaki Bu Direnişe Sen de Destek Ver

Dergi 1881, Atatürkçü düşüncenin ve Cumhuriyet değerlerinin savunucusu olarak yoluna kararlılıkla devam ediyor. Siz de bu yolculuğa ortak olun.

Bildirimleri Etkinleştir Tamam Hayır