"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir."

Özgürlük ve Bağımsızlık Benim Karakterimdir.

YAZILAR

Çanakkale | Tayfun Gönüllü | 5. Sayı

"Kalemimiz vicdanımız, satırlarımız direniştir."

Ana Sayfa Yazılar Detay
Picture of dergi1881

dergi1881

Çanakkale | Tayfun Gönüllü | 5. Sayı

KURTULUŞ KADROLARININ DOĞDUĞU YER: ÇANAKKALE

BALKAN SAVAŞLARI’NIN YIKIMINA SARIKAMIŞ FACİASI DA EKLENMIŞTI. DEVAMINDA GELEN ÇANAKKALE SAVAŞLARI ISE YENI BIR RUHU TEMSIL EDIYORDU: DIRENMEYI…

Kim bilebilirdi ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçecek bir zamanda dünyanın en büyük, en güçlü imparatorluklarından dördünün birden yıkılacağını. O imparatorluklardan birinde, gelen dalga fark edilmiyor rüzgarın akışına kapılmış, Osmanlı orduları oradan oraya koşturuyor, gidip de dönmeyen on binlerce asker için türküler yakılıyordu.

Daha yeni yakılacak türküler vardı var olmasına da, Osmanlı’yı kurtaracak güç ve düşün yapısı neredeydi?

Belki de Çanakkale’ye giden yola bakmak lazım…Ne de olsa, ne Çanakkale savaşları, ne de o savaşların yarattığı yeni kurmay komutanlar durduk yerde kahraman olmuşlardı. Kurmaylık kelime olarak da önemliydi, yani fikrine danışılan kişiydi…O dönemin kurmayları hem gözünü budaktan esirgemeyen hem de analitik yapıya sahip askerleriydi. O sınıf öyle bir temel eğitimden geçmişti. Askerlik sanatını almışlardı.

O zaman Çanakkale savunmasından önceye bakmak, bu yazının temel konusu olmasa da, kimin, nereden, nasıl geldiğine ve hangi şartlarda, nasıl hareket ettiğine bakmak değerli bir fırsat olsa gerek.

Osmanlı coğrafyasının etrafı sarılıyordu. Afrika hadi neyse ama yüzünü Batı’ya çevirmiş Osmanlı için Avrupa’daki toprakları çok önemliydi. Hem insan alt yapısı, hem gelişen teknoloji orada doğuyordu.

Böyle bir dönemde birçok atama yapılıyordu. Yüzbaşı Mustafa Kemal de genelkurmay başkanlığına atandı. O sırada Osmanlı’nın Kuzey Afrika’da tek kalan toprağını ele geçirmek isteyen İtalyanlar, savaş ilan etti. Bu gelişme üzerine Mustafa Kemal savaşa katılmak için gönüllü oldu. Hatta borç para bularak yola çıktı.

Tanin gazetesi muhabiri Mustafa Şerif, 8 Aralık 1912’de, şimdi Libya’nın önemli bir kenti olan ve halen problemlerin sürdüğü, o zaman Osmanlı toprağı olan Trablusgarp’a geldi.

Osmanlı birlikleri üç koldan İtalya’nın işgaline karşı direniyordu. Kurmay Albay Neşet Trablus, Kurmay Binbaşı Enver Bingazi komutanıydı. Sahte kimlikle gazeteci olarak Derne’ye gelen Mustafa Şerif de Mustafa Kemal’den başkası değildi. Yolda binbaşılığa terfi etmişti ve Derne komutanlığını üstlenmişti.

Tobruk Muharebesi kazanılmıştı. Mustafa Kemal Derne Muharebesi’nde gözünden yaralandı, bir ay tedavi gördü. Derne’de Şark Gönüllü Komutanlığı’na getirildi; yerli halkı eğitti, gerilla taktiklerini savaşarak öğrendi, öğretti. Hangi aşiret Osmanlı’ya bağlı, hangi aşiret düşmanlık içinde kitaplardan değil, içlerinde yaşayarak öğrendi. Yeri gelmişken parantez içinde belirtelim ki, Osmanlıcılık başka, Osmanlı subayı olmak başka bir şeydi…

Mustafa Kemal gözünü kaybetmek üzereydi ve tekrar yatağa düştü;  günümüzde ender de olsa İsrail karşıtı protesto gösterilerine katılıp korkudan yaprak gibi titreyenlerin alay konusu yaptığı gözündeki şehlalık Derne’den kalma bir iz olarak hep O’nunla yaşadı.

Mustafa Kemal, Balkan Savaşı’nın çıktığını öğrenip savaşa katılmak için izin istedi. Genelkurmay izin verdi ama yolculuğu sırasında doğduğu, okullarında okuduğu bölge tamamen kaybedilmişti. Osmanlı çok ağır kayıplar verdi ve Batı’dan tamamen atıldı, imparatorluğa başkentlik yapmış Edirne Bulgarlar tarafından işgal edildi. O gün yaşanan travmayı bugün dahi, son yıllar hariç Türk Silahlı Kuvvetleri unutabilmiş değildir.

Bulgarlar, 1913’ün Haziran sonunda bu kez Sırbistan ve Yunanistan’a saldırarak II. Balkan Savaşı’nı başlattı. Bulgarlar güçlerini Batı için çekince Edirne ve Bolayır kolayca tekrar Osmanlı topraklarına katıldı…

Avrupa kaynıyor, haritaların yeniden çizilmesi gerekiyordu. Elbette, henüz ayakta olan hem Kuzey’deki, hem de Batı’daki imparatorluklar gibi Osmanlı da gelen dalganın farkındaydı: Savaş

Yarbay Mustafa Kemal, neden savaşın kazanıldığı, düşmanın kaybettiği yerdeydi? Veya soru şöyle de olabilir: Mustafa Kemal’in Çanakkale’de işgalcilerle burun buruna gelmesi ve sonrasında oynadığı yaşamsal rol şansın, kaderin ya da rastlantıların sonucu muydu?

Binbaşı Mustafa Kemal, 25 Kasım 1912’de Bolayır’daki Akdeniz Boğazı Kuvayı Mürettebesi’ne harekat şube müdürü olarak atandı. Adı sonradan Bolayır Kolordusu olarak değiştirilen bu kuvvetin komutanı Fahri Paşa, Kurmay Başkanı ise Manastır Askeri Lisesi’nden beri Mustafa Kemal’in yakın arkadaşı olan Kurmay Binbaşı Fethi Okyar’dı. Karargâhları Haşmet Bey’in çiftlik binasıydı. Bolayır Kolordusu’nun önemli bir görevi vardı: Osmanlı’nın kapısı sayılan Çanakkale Boğazı ile Gelibolu Yarımadası’nı korumak. Mustafa Kemal, stratejik bir bölge olan Bolayır’da on bir ay görev yaptı. Bulgarlara karşı bir ileri harekat ve Edirne’nin alınmasına katkıda bulunulmasının dışında pek bir askeri harekat olmadı. Bence, o dönemde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Çanakkale Boğazı’nı askeri açıdan ayrıntılı olarak inceleme fırsatı oldu.

İNGİLİZLER GERİ ÇEKİLİYOR

Bolayır’dan Sofya’ya askeri ataşe olarak atandı. Kapıya dayanmış büyük savaşta hem Bulgaristan’ın hem de çevre ülkelerin tavırlarının, savaşta nasıl hareket edeceklerinin istihbaratını yapıp analizlerini raporlaştırdı. Yarbay rütbesi aldığında, bu kez Çanakkale’de aktif görev üstlenmek istedi. Zor da olsa 19. Tümen Komutanlığı’na atandı. Tümenin bir kısmı Biga’da, bir kısmı yoldaydı. Görevi, bu dağınık ve eğitimsiz ihtiyat tümenini savaşa hazırlamaktı. Zaten dünyanın ilk anfibi çıkarmasına da artık sayılı günler kalmıştı. Deniz savaşında istediğini bulamayan İngilizler, 18 Mart’ta ağır kayıp vererek geri çekildiler. Ama küçük bir toprak parçasında yüz binlerce askerin burun buruna geleceği kara savaşının başlamasına 37 gün kalmıştı. Acaba düşman birliklerinin ağırlıklı güçleri Gelibolu’ya nereden asker çıkaracaktı, şaşırtma taktikleri ne olacaktı? Mustafa Kemal daha iki yıl önce Bolayır’da kolordunun harekât şube müdürüydü.

Mustafa Kemal, Gelibolu’yu karış karış dolaşmış, her taşın altına bakmış, her tepenin üzerinde savunma yöntemlerinin analizini yapmıştı. Sonunda 25 Nisan sabahı o büyük çıkarma başladı. İhtiyat kuvveti komutanı olmasına karşın, Anzak Kolordusu’nun çıkarma yapıp ilerlediği Conkbayırı’ndaydı. Bu, saldırgan birlikler için kötülerin en kötüsü, vatanını savunanlar için olacakların en iyisiydi. Savaşın kazanıldığı, düşmanın kaybettiği yerdeydi Mustafa Kemal. İkircikli olmayan, kesin ve kararlı emirleriyle her şeyi tersyüz etti.

Gençti ama kısa sürede askerliğin ince sanatını deneyimlemişti. Onun için Çanakkale’deki Yarbay Mustafa Kemal’i, savaşın sonunda dünyanın tanıyacağı Mustafa Kemal Paşa yapan şey, ne rastlantı ne şans ne de kaderdi. O’nun tek dayanağı, deneyimdi, Bolayır’da ise dersine iyi çalışmış bir askerdi. Doğruyu çekinmeden savunması ve hayata geçirmesi; teorilerini pratikta yaşatan bir kişiydi

Çanakkale’nin üzerinden iki yıl geçmişteki I.Dünya Savaşı’nın sonuna gelinmişti. Yıkılan dört dev imparatorluk arasında Osmanlı da bulunuyordu.

Yine de Balkan Savaşları’nın yıkımına Sarıkamış Faciası da eklenmişti. Devamında gelen Çanakkale Savaşları ise yeni bir ruhu temsil ediyordu: Direnmeyi…

Devamını Okumak İçin Dergimizi Satın alabilirsiniz

"Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir milletin muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedef-i mukadderatı üzerinde yürümesinde, en büyük kuvvet gazetecilerdir."

— MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
DERGİDEN

Diğer Yazılar

Dergimizde yayınlanan yazılardan seçmeler

ATATÜRK’ÜN SON HASTALIĞI

Madem ki Mustafa Kemal Atatürk kendi sağlığının Türk hekimlerine emanet edilmesini istemiş, bugün, Askeri Tababetin kuruluşundan 198 yıl sonra, Atatürk’ ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ nin

Devamını Oku »

ATATÜRK DÖNEMİNDE LAİKLİK

Laiklik kısaca aklın özgürleşmesidir. Aklı eleştirel, sorgulayıcı yönde kullanmasına izin vermeyen her türlü etkenden özgürleşmesidir. Laiklik, devlet, siyaset, hukuk, eğitim gibi işlerin dine göre düzenlenmemesi,

Devamını Oku »

Aydınlık Yolundaki Bu Direnişe Sen de Destek Ver

Dergi 1881, Atatürkçü düşüncenin ve Cumhuriyet değerlerinin savunucusu olarak yoluna kararlılıkla devam ediyor. Siz de bu yolculuğa ortak olun.

Bildirimleri Etkinleştir Tamam Hayır