TAMBUR ÇATLADIĞI ANDA AFİFE’SİNE
KAVUŞMUŞTU…
Yıl 1934. Çankaya Köşkünde bir akşam; Atatürk’ün
sofrasında müdavim konuklar. Masanın önündeki
saz heyeti Reisicumhur’un sevdiği şarkıları söylüyor.
O sırada tam 20 yaşındayım ve her zamanki gibi Paşa
Baba’mın yanıbaşındayım. Yakın arkadaşları Kılıç Ali ve
Salih Bozok da burada. Memleket meseleleri tartışılıyor.
Atatürk çok neşeli. O sırada saz heyeti kürdilihicazkâr
“Gel Gitme Kadın” şarkısını icra etmeye başladı. Paşa
durgunlaştı ve susup şarkıyı dinledi. Ani hüznünü
fark eden konuklar kadehlerini, çatallarını usulca
bırakıp, sessizliğe büründü. Atatürk başını tabağa eğdi,
gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Bozok saz heyetine
“kesin” anlamında işaret verdi. Gözlerim dolu dolu
Atatürk’ün ağlayışını izlemekteydim. Az sonra sazlar
çekildi, masadakiler de sessizce kalkıp gitti. Atatürk ise
bir sigara yakıp bahçeye çıktı ve saatlerce geri dönmedi…
O gece gözümü bile kırpmadım. Atatürk’ün niçin
ağladığını ve ‘Gel Gitme Kadın’ şarkısının onu neden bu
kadar duygulandırdığını çok merak ediyordum. Yoksa bu
büyük insan, kalp haznesinde çok geride kalmış, yılların
küllendiremediği bir aşk masalını mı saklamakta diye
düşündüm. Ertesi sabah odasına gittim ve çekinerek
konuyu açtım:
“Paşam; dün gece ‘Gel Gitme Kadın’ şarkısı çalınırken
çok müteessir oldunuz. Hatta yanılmıyorsam, ağladınız
da” dedim. O ise sigaralıktan bir dal uzatmamı istedi
ve soruma cevap vermedi. Daha sonra yaverlerle
birlikte otomobil gezintisine çıktık. Saatler sonra seyir
halindeyken ansızın bana dönerek, “Unutma ki kızım,
Mustafa Kemaller de insandır, onlar da bazen ağlamak
ister” dedi ama asıl merak ettiğim mâzideki izden hiç söz
etmedi… (*)














